Toprak, keşfetmeyi seven, hayal gücü yüksek, mutlu
bir çocuktu. Toprak için doğa tıpkı kitaplar kadar öğreticiydi.
Doğadan ilham alıyor, öğreniyor ve öğrendiklerini
yaptığı resimlerde anlatmayı çok seviyordu.
Odasının duvarında ilmek ilmek hazırladığı bir poster
asılıydı. Bu posterin ona göz kırptığını ve kalbini gülümsettiğini söylerdi.
Toprak neredeyse her gün hafta sonuna kaç gün
kaldığını annesine ve babasına hevesle sorardı.
Hafta sonu geldiğinde
ailesiyle birlikte anneanne
ve dedesinin bağ evine
doğru kısa bir yolculuğa
çıkarlardı. Orada anneannesi ve
dedesiyle birlikte olmayı
büyük bir heyecanla
beklerdi.
Üzüm bağlarının biraz solunda bostanları bulunuyordu. Toprak dedesine “bostan”ın ne olduğunu sordu. Dedesi Toprak‛a bostanın hem bir sebze bahçesi hem de bir
kavun, karpuz tarlası olabileceğini anlattı.
Yaz güneşinin sıcaklığını teninde
hissetmeye bayılıyordu.
Dedesi ile birlikte sonsuz üzüm bağlarının aralarında
özgürce koşuyordu.
Ara ara birer ikişer üzüm
tanelerinden koparıyor, ağzına atmadan hemen
önce de üzümün şırasını dedesinin yüzüne fışkırtıp
gülücükleri ile birlikte kaçıyordu.
Yorulduğunda ise tarlanın ortasına sırt üstü uzanıp
hayallere dalmayı çok seviyordu. Ta ki dedesi
ona yeniden seslenene kadar.
Toprak için karpuz bostanına
doğrukoşup, gözüne kestirdiği irice
karpuzları bilye gibi yuvarlamak oldukça keyifliydi.
Doğada keşfedilecek o kadar çok şey vardı ki.
Toprak ve dedesi dağın eteğindeki zeytinliğe doğru birlikte
yola koyuldular. Zeytinliğe vardıklarında, Toprak dedesinin
zeytin ağaçlarına “Domat”, “Trilye”, “Uslu” ve “Delice” gibi isimlerle seslendiğini fark etti. Hiçbir şey anlamamıştı.
“Domat zeytin ağacının yaprakları iri ve seyrek, üzerindeki zeytinleri
de yine iriydi, “trilye”
zeytin ağacının yaprakları ince ve sık, üzerindeki zeytinleri ise orta büyüklükteydi, “uslu” zeytin ağacının yaprakları da zeytinleri de orta büyüklükteydi. Bir de kendiliğinden çıkan bodur zeytin ağaçları vardı. Dedesi Toprak‛a bunların da “delice” isimli zeytin ağaçları
olduğunu anlattı.Toprak,içlerinden en kolay ayırt edebildiği
bu minik zeytin ağaçlarını daha çok sevmişti
Dedesine zeytin ağaçlarına neden bu
isimlerle seslendiğini sordu.
Dedesi ona Türkiye‛nin yedi farklı
bölgesinde farklı zeytin ağaçlarının yetiştiğinden bahsetti. Toprak‛ın yeniden kafası karışmıştı. Bu zeytin ağaçları birbirine çok benziyordu. Bu kez dedesi Toprak‛a ağaçları tek tek göstererek anlattı.
Günün sonunda Toprak ve dedesi,
toprağın ve doğanın kokusunu içlerine
çeke çeke tatlı yorgunlukları
ile birlikte eve dönmüşlerdi. Anneannesinin hazırladığı lezzetli
yemekler eşliğinde tüm aile gün
içerisinde neler yaptıklarını konuşup,
keyifle sohbet ettiler.
Bağ evinde uyumanın yeri bambaşkaydı. Toprak,
odasının camından görünen 150 yıllık
heybetli palamut ağacının hikayesini
merak edip dururdu. Dışarıda yanan bahçe lambasının üzerinde
kendisine yer bulmuş Baykuş'un sesi
ise Toprak'ın merakını ve heyecanını yanına alıyor, ona yorgunluğunu ve
artık nihayet uyku vakti geldiğini
hatırlatıyordu.
Sonrasında Toprak hızlıca
odasına çekilip, yatağına uzanıp
gün içerisinde kalbini gülümseten
ne varsa her birini resmetti. Daha şimdiden yapmış olduğu resimleri
odasının duvarındaki “Kalbimi Gülümseten Şeyler”
posterine asmak için sabırsızlanıyordu.
12
Toprak, sabahın erken
saatlerinde camını açar ve
doğanın kokusunu içine çekerdi. Hızlıca kıyafetlerini üzerine geçirir,
anneannesi ile birlikte kahvaltıdaki
omlette kullanmak için üzüm bağının aralarında yer alan ısırgan otlarından toplamaya giderdi. Isırgan otu Toprak‛ın ellerini gıdıkladığı
için, anneannesi ısırgan otlarını topluyor,
Toprak‛da ona topladıkları sepeti
uzatıyordu. Ardından anneannesi ile birlikte
sebze bostanına gidiyorlardı.
13
Kabakların çiçek açtıkları saati kaçırmıyorlardı. Öyle ki kabaklar yalnızca sabah saatlerinde sarı çiçeklerini açıyorlardı. Günün diğer saatlerinde ise bu sarı çiçekler kapanıyordu ve onları yeşilliklerin arasında bulmak biraz daha zor olabiliyordu.. Gün içerisinde anneannesi Toprak için bu kabak çiçeklerinden lezzetli dolmalar yapacaktı.
Isırgan otlu omletin de içinde olduğu
lezzetli bir kahvaltının ardından Toprak,
köpekleri Azra ve Aşil ile oyun
oynamak için aşağıya inerdi. Onlarla birlikte bahçede oradan oraya koşarken,
ayaklarının altında etrafa saçılan
çakıl taşlarını hissetmeyi ve bıraktıkları sesleri çok seviyordu. Toprak, güneşin yakıcı sıcaklığının ardından
akşamüstünün ılık rüzgarını teninde
hissediyordu. Toprak, dedesi, ve köpekleri Azra ve
Aşil ile birlikte akşamüstü yürüyüşe
çıkarlardı.
17
18
Bu yürüyüşler sırasında Toprak, incir, iğde, erik, nar ve dut ağaçlarının yanlarından geçiyor, onları tanımaya çalışıyordu.
Bir ara Toprak‛ın canı dut ağacından sarkan kırmızı,
olgun dutlardan çekti. Tam bir tanesine uzanırken, dengesini kaybedip yere
düştü. Toprak dizlerinin üzerine yere düşmesi ile birlikte,
tasmasını tuttuğu Aşil‛de heyecanlanıp Toprak‛ın
elinden sıyrılmıştı. Toprak bir anda ağlamaya başlamıştı.
Köpeğini kaçırdığı için mi, kanayan dizi için mi, yoksa
eline, yüzüne, dizine bulaşan karadut lekesi için mi ağlasa
bilemedi. Bir yandan da Aşil‛i bir daha göremezse
diye de çok korkmuştu.
22
Dedesi elindeki su matarasından su dökerek
yarasını temizlemiş, anneannesi de “Hadi ağlama,
şimdi çıkartırım ben o karadut lekelerini”
diyerek yere Toprak‛ın yanına çömelmişti. Sonra da karadut ağacının yaprağının birine
uzanıp koparmış ve avucunun içinde onları iyice
ezmişti. Anneannesinin yaptıkları karşısında Toprak‛ın
kafası karışmıştı. Anneannesi Toprak‛ın elini, yüzünü ve dizini dut
yapraklarıyla ovalamaya başladı. Çünkü karadutun
lekesini yalnızca kendi yaprağı çıkarabilirdi. Anneannesi Toprak‛a “İnsanlarda tıpkı bu ağaç
gibilerdir” dedi. Onları ne üzerse, canlarını ne
yakarsa kendisinden çözümler bulabilirlerdi.
O sırada evin penceresinden Toprak‛ın
ağlamasını duyan anneannesi de onların
yanına, karadut ağacının altına gelmişti.
24
Toprak bir an duraksadı, gördükleri karşısında
şaşırmıştı. Karadut lekeleri çıkmış, suyla yıkanmış
dizinin kanaması durmuştu. Anneannesinin dediklerini düşünürken bir an aklına
odasının duvarındaki özenle hazırladığı “Kalbimi
Gülümseten Şeyler” posteri geldi.
Bu posterde, resmettiği anıları, ailesi, arkadaşları,
köpekleri,en sevdiği oyuncakları, gitmeyi çok sevdiği
yerler kısacası onu mutlu eden her şey vardı. Toprak, bir anda kendini çok daha
iyi hissetmişti.
Köpeği Aşil‛de “Kalbimi Gülümseten Şeyler”
arasındaydı ve onu resmettiği tüm anılarında
Aşil‛de tıpkı Toprak gibi çok mutlu görünüyordu. O halde Toprak kendisinin de Aşil‛in kalbini
gülümsettiğini düşündü.
Yüzünde ufacık bir tebessüm belirdi.
Tam ayağa kalktığı sırada, üzüm bağlarının arasından ona doğru koşan Aşil‛i gördü. Aşil‛in yumuşacık
tüylerine dokunup, ona sımsıkı sarıldığında kalbinin
ona göz kırparak gülümsediğini hissetmişti.
25
“Kalbimi Gülümseten Şeyler” Posteri
Toprak keşfetmeyi seven, hayal gücü yüksek, mutlu bir
çocuktur. Toprak için doğada keşfedilecek o kadar çok şey
vardır ki... Üzüm bağları, karpuz bostanı, zeytin ağaçları
palamut ağacı, ısırgan otları, kabak çiçekleri, incir, iğde,
erik, nar, dut ağaçları eşlik eder onun hikayesine.
Hikayesi boyunca da kalbini gülümseten şeylerin peşine
düşer. Ne zaman zorlu bir duygu ile baş başa kalsa yanı
başında olduğunu hissettiği şeylerdir bunlar...
Toprak‛ın hikayesinde seninle olmak çok güzeldi.
Vedalaşmadan önce sen de kendinin
“Kalbimi Gülümseten Şeyler” Posteri‛ni
oluşturmak ister misin? Bu posterde
sevdiğin kişiler, nesneler, huzurlu hissettiğin
yerler, yapmakta iyi olduğunu düşündüğün
aktiviteler kısacası sana iyi hissettiren
her şey olabilir. Haydi sen de hazırla
ve de odanın istediğin köşesine as.
Belki senin posterinde tıpkı Toprak‛ın posteri
gibi sana göz kırpar ve onu her gördüğünde
kalbini gülümsetir.
Çizer HakkındaÖzge Ay Küçük, Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği ve Resim-İş
Eğitimi Öğretmenliği Bölümü‛nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Lisans
eğitimi boyunca Grafik anadal üzerine eğitim almıştır. Nihat Kömürcüoğlu
Kültür Sanat Turizm ve Tanıtım Vakfı‛nda Heykel kolonisi programında
eğitim alıp, granit heykel, Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür
Vakfı‛nda da mozaik eserler vermiştir. Ayrıca Cafer Sadık Abalıoğlu
Eğitim ve Kültür Vakfı‛nda gönüllü olarak “Meraklıyım Öyleyse Varım!”
Projesi‛nde yer almıştır. Bu proje ile dezavantajlı bölgelerde yaşayan
çocukların bilim ve sanat eğitimi yoluyla kendilerini, toplumsal çevreyi
ve doğayı keşfetmelerini sağlayarak sürdürülebilir gelişimi destekleyen
çalışmaları çocuklar ile deneyimlemiştir. Halen Pamukkale Üniversitesinde
Resim-İş Eğitimi Yüksek lisans programında eğitimine devam
etmektedir.
Yazar Hakkında Ceren Barutçuoğlu Özsoy, Uzman Psikolog İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimini, Almanya Ruhr Üniversitesi Bilişsel Bilimler Bölümü’nde ise yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Akademik çalışmalarının yanı sıra alanda da aktif olarak yer almaktadır. Almanya’da bulunduğu zaman içerisinde, Psikiyatri Bölümünde çeşitli psikiyatrik sıkıntılarla hastaneye başvurmuş bireylerin davranışlarını ve tedavi süreçlerini gözlemleme fırsatı bulmuştur. Ceren Barutçuoğlu Özsoy, İzmir Özel Türk Koleji Mavişehir Anaokulu, Gymboree , Çizgi Film Çocuk Evleri Güzelyalı ve İnciraltı Mini Şubeleri ve Beyaz Balon Karşıyaka Anaokulu’nda okul psikoloğu olarak çocuklar ve aileleri ile çalışmaya devam etmiştir. Şu anda mesleki çalışmalarına Psikoevim Psikoloji Merkezi bünyesinde devam etmektedir. Çalışmalarında eğitimlerini almış olduğu Deneyimsel Oyun Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR Terapi ve Sanat Terapisi yöntemlerini benimsemektedir. Mesleki etik ve ilkelere bağlı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Uzm. Psk. Ceren Barutçuoğlu Özsoy, Türk Psikologlar Derneği ve EMDR-Türkiye Derneği üyesidir.
Kalbimi Gülümseten Şeyler Posteri
Ozge Ay
Created on October 25, 2022
Start designing with a free template
Discover more than 1500 professional designs like these:
Explore all templates
Transcript
Toprak, keşfetmeyi seven, hayal gücü yüksek, mutlu bir çocuktu. Toprak için doğa tıpkı kitaplar kadar öğreticiydi. Doğadan ilham alıyor, öğreniyor ve öğrendiklerini yaptığı resimlerde anlatmayı çok seviyordu.
Odasının duvarında ilmek ilmek hazırladığı bir poster asılıydı. Bu posterin ona göz kırptığını ve kalbini gülümsettiğini söylerdi.
Toprak neredeyse her gün hafta sonuna kaç gün kaldığını annesine ve babasına hevesle sorardı.
Hafta sonu geldiğinde ailesiyle birlikte anneanne ve dedesinin bağ evine doğru kısa bir yolculuğa çıkarlardı. Orada anneannesi ve dedesiyle birlikte olmayı büyük bir heyecanla beklerdi.
Üzüm bağlarının biraz solunda bostanları bulunuyordu. Toprak dedesine “bostan”ın ne olduğunu sordu. Dedesi Toprak‛a bostanın hem bir sebze bahçesi hem de bir kavun, karpuz tarlası olabileceğini anlattı.
Yaz güneşinin sıcaklığını teninde hissetmeye bayılıyordu.
Dedesi ile birlikte sonsuz üzüm bağlarının aralarında özgürce koşuyordu.
Ara ara birer ikişer üzüm tanelerinden koparıyor, ağzına atmadan hemen önce de üzümün şırasını dedesinin yüzüne fışkırtıp gülücükleri ile birlikte kaçıyordu.
Yorulduğunda ise tarlanın ortasına sırt üstü uzanıp hayallere dalmayı çok seviyordu. Ta ki dedesi ona yeniden seslenene kadar.
Toprak için karpuz bostanına doğrukoşup, gözüne kestirdiği irice karpuzları bilye gibi yuvarlamak oldukça keyifliydi.
Doğada keşfedilecek o kadar çok şey vardı ki. Toprak ve dedesi dağın eteğindeki zeytinliğe doğru birlikte yola koyuldular. Zeytinliğe vardıklarında, Toprak dedesinin zeytin ağaçlarına “Domat”, “Trilye”, “Uslu” ve “Delice” gibi isimlerle seslendiğini fark etti. Hiçbir şey anlamamıştı.
“Domat zeytin ağacının yaprakları iri ve seyrek, üzerindeki zeytinleri de yine iriydi, “trilye” zeytin ağacının yaprakları ince ve sık, üzerindeki zeytinleri ise orta büyüklükteydi, “uslu” zeytin ağacının yaprakları da zeytinleri de orta büyüklükteydi. Bir de kendiliğinden çıkan bodur zeytin ağaçları vardı. Dedesi Toprak‛a bunların da “delice” isimli zeytin ağaçları olduğunu anlattı.Toprak,içlerinden en kolay ayırt edebildiği bu minik zeytin ağaçlarını daha çok sevmişti
Dedesine zeytin ağaçlarına neden bu isimlerle seslendiğini sordu. Dedesi ona Türkiye‛nin yedi farklı bölgesinde farklı zeytin ağaçlarının yetiştiğinden bahsetti. Toprak‛ın yeniden kafası karışmıştı. Bu zeytin ağaçları birbirine çok benziyordu. Bu kez dedesi Toprak‛a ağaçları tek tek göstererek anlattı.
Günün sonunda Toprak ve dedesi, toprağın ve doğanın kokusunu içlerine çeke çeke tatlı yorgunlukları ile birlikte eve dönmüşlerdi. Anneannesinin hazırladığı lezzetli yemekler eşliğinde tüm aile gün içerisinde neler yaptıklarını konuşup, keyifle sohbet ettiler.
Bağ evinde uyumanın yeri bambaşkaydı. Toprak, odasının camından görünen 150 yıllık heybetli palamut ağacının hikayesini merak edip dururdu. Dışarıda yanan bahçe lambasının üzerinde kendisine yer bulmuş Baykuş'un sesi ise Toprak'ın merakını ve heyecanını yanına alıyor, ona yorgunluğunu ve artık nihayet uyku vakti geldiğini hatırlatıyordu.
Sonrasında Toprak hızlıca odasına çekilip, yatağına uzanıp gün içerisinde kalbini gülümseten ne varsa her birini resmetti. Daha şimdiden yapmış olduğu resimleri odasının duvarındaki “Kalbimi Gülümseten Şeyler” posterine asmak için sabırsızlanıyordu.
12
Toprak, sabahın erken saatlerinde camını açar ve doğanın kokusunu içine çekerdi. Hızlıca kıyafetlerini üzerine geçirir, anneannesi ile birlikte kahvaltıdaki omlette kullanmak için üzüm bağının aralarında yer alan ısırgan otlarından toplamaya giderdi. Isırgan otu Toprak‛ın ellerini gıdıkladığı için, anneannesi ısırgan otlarını topluyor, Toprak‛da ona topladıkları sepeti uzatıyordu. Ardından anneannesi ile birlikte sebze bostanına gidiyorlardı.
13
Kabakların çiçek açtıkları saati kaçırmıyorlardı. Öyle ki kabaklar yalnızca sabah saatlerinde sarı çiçeklerini açıyorlardı. Günün diğer saatlerinde ise bu sarı çiçekler kapanıyordu ve onları yeşilliklerin arasında bulmak biraz daha zor olabiliyordu.. Gün içerisinde anneannesi Toprak için bu kabak çiçeklerinden lezzetli dolmalar yapacaktı.
Isırgan otlu omletin de içinde olduğu lezzetli bir kahvaltının ardından Toprak, köpekleri Azra ve Aşil ile oyun oynamak için aşağıya inerdi. Onlarla birlikte bahçede oradan oraya koşarken, ayaklarının altında etrafa saçılan çakıl taşlarını hissetmeyi ve bıraktıkları sesleri çok seviyordu. Toprak, güneşin yakıcı sıcaklığının ardından akşamüstünün ılık rüzgarını teninde hissediyordu. Toprak, dedesi, ve köpekleri Azra ve Aşil ile birlikte akşamüstü yürüyüşe çıkarlardı.
17
18
Bu yürüyüşler sırasında Toprak, incir, iğde, erik, nar ve dut ağaçlarının yanlarından geçiyor, onları tanımaya çalışıyordu.
Bir ara Toprak‛ın canı dut ağacından sarkan kırmızı, olgun dutlardan çekti. Tam bir tanesine uzanırken, dengesini kaybedip yere düştü. Toprak dizlerinin üzerine yere düşmesi ile birlikte, tasmasını tuttuğu Aşil‛de heyecanlanıp Toprak‛ın elinden sıyrılmıştı. Toprak bir anda ağlamaya başlamıştı. Köpeğini kaçırdığı için mi, kanayan dizi için mi, yoksa eline, yüzüne, dizine bulaşan karadut lekesi için mi ağlasa bilemedi. Bir yandan da Aşil‛i bir daha göremezse diye de çok korkmuştu.
22
Dedesi elindeki su matarasından su dökerek yarasını temizlemiş, anneannesi de “Hadi ağlama, şimdi çıkartırım ben o karadut lekelerini” diyerek yere Toprak‛ın yanına çömelmişti. Sonra da karadut ağacının yaprağının birine uzanıp koparmış ve avucunun içinde onları iyice ezmişti. Anneannesinin yaptıkları karşısında Toprak‛ın kafası karışmıştı. Anneannesi Toprak‛ın elini, yüzünü ve dizini dut yapraklarıyla ovalamaya başladı. Çünkü karadutun lekesini yalnızca kendi yaprağı çıkarabilirdi. Anneannesi Toprak‛a “İnsanlarda tıpkı bu ağaç gibilerdir” dedi. Onları ne üzerse, canlarını ne yakarsa kendisinden çözümler bulabilirlerdi.
O sırada evin penceresinden Toprak‛ın ağlamasını duyan anneannesi de onların yanına, karadut ağacının altına gelmişti.
24
Toprak bir an duraksadı, gördükleri karşısında şaşırmıştı. Karadut lekeleri çıkmış, suyla yıkanmış dizinin kanaması durmuştu. Anneannesinin dediklerini düşünürken bir an aklına odasının duvarındaki özenle hazırladığı “Kalbimi Gülümseten Şeyler” posteri geldi. Bu posterde, resmettiği anıları, ailesi, arkadaşları, köpekleri,en sevdiği oyuncakları, gitmeyi çok sevdiği yerler kısacası onu mutlu eden her şey vardı. Toprak, bir anda kendini çok daha iyi hissetmişti. Köpeği Aşil‛de “Kalbimi Gülümseten Şeyler” arasındaydı ve onu resmettiği tüm anılarında Aşil‛de tıpkı Toprak gibi çok mutlu görünüyordu. O halde Toprak kendisinin de Aşil‛in kalbini gülümsettiğini düşündü. Yüzünde ufacık bir tebessüm belirdi. Tam ayağa kalktığı sırada, üzüm bağlarının arasından ona doğru koşan Aşil‛i gördü. Aşil‛in yumuşacık tüylerine dokunup, ona sımsıkı sarıldığında kalbinin ona göz kırparak gülümsediğini hissetmişti.
25
“Kalbimi Gülümseten Şeyler” Posteri
Toprak keşfetmeyi seven, hayal gücü yüksek, mutlu bir çocuktur. Toprak için doğada keşfedilecek o kadar çok şey vardır ki... Üzüm bağları, karpuz bostanı, zeytin ağaçları palamut ağacı, ısırgan otları, kabak çiçekleri, incir, iğde, erik, nar, dut ağaçları eşlik eder onun hikayesine. Hikayesi boyunca da kalbini gülümseten şeylerin peşine düşer. Ne zaman zorlu bir duygu ile baş başa kalsa yanı başında olduğunu hissettiği şeylerdir bunlar...
Toprak‛ın hikayesinde seninle olmak çok güzeldi. Vedalaşmadan önce sen de kendinin “Kalbimi Gülümseten Şeyler” Posteri‛ni oluşturmak ister misin? Bu posterde sevdiğin kişiler, nesneler, huzurlu hissettiğin yerler, yapmakta iyi olduğunu düşündüğün aktiviteler kısacası sana iyi hissettiren her şey olabilir. Haydi sen de hazırla ve de odanın istediğin köşesine as. Belki senin posterinde tıpkı Toprak‛ın posteri gibi sana göz kırpar ve onu her gördüğünde kalbini gülümsetir.
Çizer HakkındaÖzge Ay Küçük, Pamukkale Üniversitesi Gıda Mühendisliği ve Resim-İş Eğitimi Öğretmenliği Bölümü‛nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Lisans eğitimi boyunca Grafik anadal üzerine eğitim almıştır. Nihat Kömürcüoğlu Kültür Sanat Turizm ve Tanıtım Vakfı‛nda Heykel kolonisi programında eğitim alıp, granit heykel, Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı‛nda da mozaik eserler vermiştir. Ayrıca Cafer Sadık Abalıoğlu Eğitim ve Kültür Vakfı‛nda gönüllü olarak “Meraklıyım Öyleyse Varım!” Projesi‛nde yer almıştır. Bu proje ile dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocukların bilim ve sanat eğitimi yoluyla kendilerini, toplumsal çevreyi ve doğayı keşfetmelerini sağlayarak sürdürülebilir gelişimi destekleyen çalışmaları çocuklar ile deneyimlemiştir. Halen Pamukkale Üniversitesinde Resim-İş Eğitimi Yüksek lisans programında eğitimine devam etmektedir.
Yazar Hakkında Ceren Barutçuoğlu Özsoy, Uzman Psikolog İzmir Ekonomi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimini, Almanya Ruhr Üniversitesi Bilişsel Bilimler Bölümü’nde ise yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Akademik çalışmalarının yanı sıra alanda da aktif olarak yer almaktadır. Almanya’da bulunduğu zaman içerisinde, Psikiyatri Bölümünde çeşitli psikiyatrik sıkıntılarla hastaneye başvurmuş bireylerin davranışlarını ve tedavi süreçlerini gözlemleme fırsatı bulmuştur. Ceren Barutçuoğlu Özsoy, İzmir Özel Türk Koleji Mavişehir Anaokulu, Gymboree , Çizgi Film Çocuk Evleri Güzelyalı ve İnciraltı Mini Şubeleri ve Beyaz Balon Karşıyaka Anaokulu’nda okul psikoloğu olarak çocuklar ve aileleri ile çalışmaya devam etmiştir. Şu anda mesleki çalışmalarına Psikoevim Psikoloji Merkezi bünyesinde devam etmektedir. Çalışmalarında eğitimlerini almış olduğu Deneyimsel Oyun Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi, EMDR Terapi ve Sanat Terapisi yöntemlerini benimsemektedir. Mesleki etik ve ilkelere bağlı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Uzm. Psk. Ceren Barutçuoğlu Özsoy, Türk Psikologlar Derneği ve EMDR-Türkiye Derneği üyesidir.